Züğürdüz, o halde çenemizi de yoralım

Çin’de bugün kaymak tabakaya dahil kesimin yüzde 84’ü, 1949 yılı öncesinde yine ayrıcalıklı sınıfa dahildi.

Quartz adlı dijital yayında çıkan bir yazıda 1427 yılında Floransa’nın en zengin ailelerinin bugün yine Floransa’nın en zengin aileleri olması konu ediliyor (2).

Dikkat edin, ailesi demiyorlar. Aileleri. Tesadüf ihtimalini düşünenleriniz varsa diye altını çizmek istedim. Tesadüf olmadığı gibi İtalya’ya özgü bir durum da değil bu. İngiltere’de servetini 800 yıldır (28 jenerasyon) muhafaza eden aileler var. Almanya’nın en zenginleri arasında servetlerini ailelerinden devralanların oranı yüzde 65.

Asıl Çin ilginç. Komünist devrime rağmen Çin’de bugün kaymak tabakaya dahil kesimin yüzde 84’ü, 1949 yılı öncesinde yine ayrıcalıklı sınıfa dahildi (3). Bu bir bakıma şu demek: Bu kış Türkiye’ye komünizm gelirse, Ali Ağaoğlu’nun torununun torunu 2100 yılında Türkiye’nin en zenginlerinden biri olacak. Akacak kan damarda durmuyor. Su yolunu buluyor. Ne derseniz deyin.

Avrupa derken kıtayı Fransa, Almanya, İngiltere ve İsveç ile kısıtlayıp sadece bu ülkelere bakalım: Servetin 1900’ün başlarına kadar yüzde 70-80 civarında mirasla aktarıldığını görüyoruz (4). Bu oran 1914 ve 1945 yılları arasında dikine yere çakılmış. Başka bir deyişle ve yaygın rivayetin aksine, savaş zenginlere yaramamış. Ama bak bu güzel: Orta sınıfın altın yıllar olarak adlandırdığı 1950-1980 arasında servetin mirasla aktarımı ancak yüzde 30-40 civarında. Parlayan ve fark yaratan, babasının kim olduğuna bakmadan uçup gitmiş. Gidebilmiş. Eh, tam da değil belki ama… Nispeten.

Fakat 2010 yılına geldiğimizde servetin aileden aktarımı yine yüzde 50-60’ı buluyor. Ve bildiğiniz üzere hâlâ da yükselişte.

Her hafta gözleri bu köşelerde heyecanla beni arayanlar hatırlayacaktır, 1 Eylül tarihli yazımda İsveç ile Türkiye’yi karşılaştırmış ve sınıf atlamak istiyorsanız Türkiye doğru ülke, İsveç değil demiştim (5). Eski kıtanın, Avrupa’nın olayı bu. Sınıflar arası geçişkenlik yok. İyi okursanız, kafanız da varsa, sabah 9 akşam 5 güzel maaşlı bir işiniz olabilir. Ötesine geçit yok.

GELELİM AMERİKA’YA

Her şeyden önce Amerika’nın her zaman olduğu gibi Avrupa’nın antitezi olduğunu söylemekle başlayayım. Almanya’nın ekonomisi Amerikan ekonomisinin beşte biri. Ancak dünyanın en büyük 500 aile şirketi sıralamasında her iki ülkenin neredeyse eşit sayıda şirketi var. Bu listede Almanya’nın 87 şirketine karşılık Amerika’nın 99 şirketi olması, bizlere Amerika’da firmaların babadan oğula veya kıza geçmediğini söylüyor olsa gerek (6).

Haydi biraz da siyasetçilerin hakkında atıp tutalım. Bildiğiniz gibi Amerika’da başkanlık seçim kampanyaları için adaylar işadamlarından açıkça yardım alabiliyorlar. Böyle bir sistemde siyasetçilere rüşvet vermek için aptal olmak lazım herhalde. Açıktan ve legal olarak yapabilecekken…

Seçim 2016 Kasım ayında gerçekleşti, ancak New York Times gazetesinin 2015 Ekim tarihi itibarı ile yaptığı haberde ilginç bilgiler var (7). Seçim kampanyaları için adayların bir yıl önceden topladıkları paranın neredeyse yarısı sadece zenginlerden geliyor. Tam tamına 158 süper zenginden bahsediyoruz. Adamımız/kadınımız seçimi kazansın diye bazıları yüz binleri, bazıları milyonları dökmüşler.

Ne kadar dökmüşler toplamda? 176 milyon dolar. Tahmin edersiniz ki yardımsever süper zenginlerin önemli bölümü (158 zenginin 138’i) atılımcı, girişimci ve kapitalizm seven Cumhuriyetçi Parti adaylarına para yatırmış. Şunu da tekrar belirtmeden edemeyeceğim. Bu yardımların büyük bölümünü Cumhuriyetçi adaylardan Jeb Bush, Ted Cruz ve Marco Rubio aldılar. Zenginler nedense Trump’a yatırmadılar paralarını (8).

Adaylara bağış yapan işadamları arasında fon milyarderi Ken Griffin de göze çarpıyor. İlginçtir, Griffin’in verdiği parayı duysanız bu adam seçimleri hiç umursamamış meğerse dersiniz. Çok rakam konuştuk. Görgüsüz diyecekler. Telaffuz etmeyelim bunu. Ama aylık gelirinden vergiyi çıktıktan sonra bir günlük yevmiyesini Amerika’da şu kişi başkan olsun bence deyip verdiğini söylemekle yetineyim. Bir de Griffin’in mezun olduğu okula karşı siyasetçilere davrandığından daha cömert davrandığını not düşeyim. Harvard’a 150 milyon dolar bağışlamış.

Amerikalı zenginlere dair buraya kadar pek de bilmediğimiz şeyler yok. Asıl enteresan bulacağınızı düşündüğüm şeye gelelim: Bu 158 zenginin 119’u Amerikalıların ’’self-made’’ dedikleri, yani aileden miras almayıp kendisi zengin olabilmiş insanlar. Daha da güzeli, bu 119 içinde yaklaşık bir düzine kadarının Amerika’da bile doğmamış olması. Küba, eski Sovyetler, Pakistan, Mısır, İran, Hindistan ve İsrail’den gelen göçmenler bunlar. Irkçılık, antisemitizm, islamofobi vesaire vız gelmiş, tırıs geçmiş.

Yapılan araştırmalar Amerikalı milyonerlerin servetlerinin keyfini sürmek için Viagra’ya da ihtiyaçları olmadığını söylüyor. Amerikalı zenginin yaş ortalaması 42. Bu ortalama Avrupa’da 61. (9)

New York Times yazısında dikkatimi çeken başka bir detay, bu zenginlerin sekizinin birden geçen gün Houston’da farkında olmadan arabayla yanından geçtiğim River Oaks Country Club civarında oturmalarıydı. Bütün mahalle bir olup at yarışı oynar gibi seçimlere oynamışlar desem yeridir. Yine bu sekiz ailenin arasında dördü yabancı soy isimleri ile dikkat çekiyor. Nau, Sarofim, Ansary ve Flores aileleri.

Deniz uzak, mimari yok. Benim Houston’a pek dibim düşmemişti. Ama Erdoğan da ”Manhattan’ın nesi var, parası olan orada yaşamaz” deyince… (10) Vallahi doğru. Artık başka bir gözle bakıyorum.

  1. Amerika’nın fakirleri

  2. The richest families in Florence in 1427 are still the richest families in Florence

  3. Today’s Chinese elite are direct descendants of the elite from pre-1949

  4. On the Share of Inheritance in Aggregate Wealth: Europe and the USA, 1900–2010: Facundo Alvaredo, Bertrand Garbinti, Thomas Piketty

  5. Yallah İskandinavya’ya

  6. Global Family Business Index

  7. Buying Power

  8. Megadonors like Ken Griffin, Peter Thiel keep their wallets closed for Trump

  9. The Origins of the Superrich: The Billionaire Characteristics Database

  10. Manhattan’ın nesi var?


Posted

in

Tags: