Eşitliği göze alabiliyor muyuz?

Eşitsizliğin, tarih ile beraber başladığını söylüyor Scheidel. Belki bir istisna olarak avcı-toplayıcı toplumları gösterebiliriz diyor. Onun da nedeni; gündüz ne toplayıp avlıyorsan, akşama onu tüketiyorsun. Yarına hiçbir şeyin yok. Eşitsizliğin olmazsa olmazı, artı değer, yaratılmıyor. Avcı-toplayıcı toplumda ya eşitsin ya da ölü.

Anlıyorum, bazı toplumlarda homoların heterolara, siyahların beyazlara, sarıların kahverengilere veya Kürtlerin Türklere eşit olması fikri çok da taraftar toplamayabilir. Ama kastettiğim bu değil. Gelirde, varlıkta eşitlik. Yani meydanlara çıkıp ”çöpçülerimizin gelirleriniiiii, beyin cerrahlarının gelirlerineeeee, eşitleyeceğiiiiizzzz” dediğinizde seçim kazanamamanız imkansız gibi geliyor bana. Evet, bu hiç kuşkusuz beyin cerrahlarının hoşuna gitmeyecektir ve belki Venezuela’daki gibi CIA’nın maşası olup size karşı darbe hazırlamak da isteyecekler. Ancak beyin cerrahı olabilmiş her bir seçmen için, belediyenin maaş bordrosuna çöp toplayıcısı olarak girmeye can atacak binlerce seçmen var. Ve nihayetinde iktidara oynuyorsanız, demokrasiyi er ya da geç kelle saymaya indirgeyeceğiniz bir an geliyor.

Evet, neden Latin Amerika dışında siyasetçilerin aklına gelmiyor ellerindeki bu müthiş jokeri ciddi ciddi oynamak?

Bu soruya Stanford Üniversitesi’nden tarihçi Walter Scheidel’in Taş Devri’nden Yirmi Birinci Yüzyıla, Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi (1) adlı kitabını okuduktan sonra cevap veriyorum: Siyasete ve ülke yönetmeye soyunanlar, arkalarından söylediğimiz bütün fena ve onları hakir gören yakıştırmalarımızın aksine, hem zeki hem de vicdanlı insanlar. İşte bu yüzden.

Scheidel’e inanacaksak -ki niye inanmayalım? Kitabın kaynakçasında bin kadar referans var ve her bir sayfası rakamlarla dolu- bir şeyleri olanlarla hiçbir şeyi olmayanlar arasındaki farkı kapamanın bedeli oldukça ağır.

Eşitsizliğin, tarih ile beraber başladığını söylüyor Scheidel. Belki bir istisna olarak avcı-toplayıcı toplumları gösterebiliriz diyor. Onun da nedeni; gündüz ne toplayıp avlıyorsan, akşama onu tüketiyorsun. Yarına hiçbir şeyin yok. Eşitsizliğin olmazsa olmazı, artı değer, yaratılmıyor. Avcı-toplayıcı toplumda ya eşitsin ya da ölü.

Ne zaman bir toplum ihtiyacından fazlasını üretmeye başlıyor, o zaman hiyerarşi ve eşitsizlik baş gösteriyor. Kapitalizmin icadından çok öncesinden kalan mezarları açtığımızda, bir mezarda yatanın öbür mezarlarda yatanlara eşit olmadığını görebiliyoruz. Kıymetli eşyalarıyla beraber gömülen az sayıda saygın ceset ve yanlarında öbür tarafa hiçbir şey götüremeyen yığınlar. 2000 yıl önce en zengin Romalının serveti, ortalama bir Romalının varlığının birbuçuk milyon katıydı. Yani Bill Gates bugün Walmart’ta çalışan bir işçinin kaç katı servete sahipse, o kadar. Babil’in Asma Bahçeleri’nden Silikon Vadisi’ne, tarih boyunca eşitsizlik kural. Eşitlik ise sadece kısa bir parantez. 14. yüzyılda olduğu gibi. Veya bol savaşlı 16. yüzyıldaki gibi. Hatta ve hatta, 20. yüzyılda da yer yer, ülke ülke, en fakirle en zengin arasındaki farkın nispeten de olsa daraltıldığı örnekler yok değil.

Yine de iyimser olmamız için hiçbir sebep yok. Çünkü Scheidel’e göre, eşitsizliği ortadan kaldırmanın sadece dört yolu var. Standford’lu tarihçimizin Mahşerin Dört Atlısı olarak adlandırdığı bu yollara bir bakalım mı?

1) Devletin tüm kurumlarıyla çökmesi

2) Veba ölçütünde salgın hastalıklar

3) Savaşlar ve onu izleyen göç

4) Devrim. Ama öyle kıytırık devrimler değil. Rus ve Çin devrimi ayarında devrim.

İLACI, HASTALIĞIN KENDİSİNDEN ÖLDÜRÜCÜ

1351 yılına geldiğimizde 23 milyon insan vebadan ölmüştü. Vebadan ölenlerin nüfusun yüzde 25 ila 45’ine tekabül ettiğini ortaya koyan araştırmalar var. Salgın hastalık, öldürdüğü insanların servetine bakmadı. Pek çok zengin de fakirler gibi vebaya yenik düştü. Bu ölçeklerde bir nüfus kaybı işgücünü de azalttığından, sağ kalan fakirler aynı işleri yapmak için daha fazla şeyler talep etmeye başladılar. Kalan zenginler, sağ kaldıklarına şükredemediler. Uzun hikâyenin kısası, 14’üncü yüzyılda zenginlerin durumu kötüleşirken, fakirler biraz olsun sırtlarını doğrultabildiler. Ama milyonlarca kişiyi gömmek gerekti bunun için. İşin, içimizi daha da umutsuzlukla kaplayacak kısmı şu ki; işgücü arz talep dengesizliğini lehlerine kullan fakirlerin kazancı uzun vadeli de olmadı. Nüfus tekrar artmaya başladığında, eşitsizlik yine onu takip etti.

Devrimle bu iş hallolur, bakma sen deyip gönüllerini yine de ferah tutanlara Şiddet ve Eşitsizliğin Tarihi’nde olmayan bir bilgi vereyim. Çin’de bugünün zenginlerinin yüzde 84’ünün ecdadları, 1949’dan önce de zengindi. (2)

20’nci yüzyıl, büyük savaşların çağı. Savaşan ülkelerin halkları -en azından erkek olan yarısı-, savaşa gönderilmek üzere mobilize edildi. Savaş pahalıydı. Finanse etmek için zenginlere konulan vergiler yükseltildi. 20’nci yüzyılın başından ortasına kadar iki dünya savaşı ve bir de depresyon gördük. Servetler eridi, eşitlik endeksinde topluca yukarılara tırmanıldı. Hem de sadece kazananlar tarafında olan Amerika ve İngiltere değil, kaybeden Almanlar ve Japonlar da savaş öncesine göre daha eşit toplumlara sahip oldular. Bizimse uzaklara gitmemize gerek yok. Hiç kuşkusuz, Kurtuluş Savaşı’nın hemen sonrasındaki Türkiye, bugünün Türkiyesi’nden daha eşitti. Belki bir kere daha kurtulmamız gerekiyor eşitsizlikten. Var mısınız?

Tahmin etmiştim. Bedeli, ödenemeyecek kadar ağır.

Bu yüzyılın son yarısında eşitsizlik arttı. Nasıl azaltılacağına dair de pek öyle ele avuca gelir bir fikir yok. Piketty’nin, içinde zenginlerin global olarak vergilendirilmesi gibi gerçeklerden uzak reçeteleri içeren kitabı, lafta çok umut bağlanılan ve neredeyse hiç okunmayan bir kitap olarak raflarda tozlanmaya başladı bile. (3)

Walter Scheidel’in kitabı beni ikna ediyor. Çözümümsüleri ise söylenegelenlerden pek farklı bir şeyler koyamıyor ortaya. Tabii ki kollarımızı kavuşturup arkamıza yaslanmayacağız. Oradaki fakir ülkelerde gerçekleştirilebilecek toprak reformları, şuralarda eğitime yapılacak yatırımlar, buralardaki vergilerde biraz oynamalar. Ancak tüm bunların kozmetik önlemler olmaktan ileriye gidemeyeceği çok açık. Zenginler daha da zenginleşirken, fakirler fakirleşecek. İşleri robotlar devralıyor. Zaten kulağınızı koyup dinlerseniz, tartışılan şey eşitlik değil, vatandaşlık maaşı. Çalışmanıza gerek kalmadan her ay hesabınıza yatırılacak makul bir meblağ. Bu çözümde anlaşırsak, o makul meblağın ne kadar olacağını yöresel olarak tartışmaya başlayacağız. Amaç, huzursuz devasa kalabalıkların herkesin başına çoraplar örmesini engellemek. Başarılı olamazsak? Eh, belki de çok önemli değil. Zenginler çok zenginleşir, fakirler de açlıktan ölürse, geriye kalanlar arasında eşitlik sağlanıyor. En azından bir süre için.


  1. The Great Leveler – Violence and the history of inequality from the Stone Age to the twenty-first century, Princeton University Press

  2. Wow, this fact: 84% of today’s elite in China are direct descendants of the elite from pre-1949

  3. Piketty’nin kitabı, yılın en az okunan kitabı.


Posted

in

Tags: